Cüneyt Tuncer
26 Tem 2026

ABD-Suudi Arabistan Sivil Nükleer Anlaşması ve Şartlar
ABD ile Suudi Arabistan arasında ABD nükleer teknolojisinin transferini sağlayan ve ABD nükleer endüstrisine ivme kazandırması beklenen milyarlarca dolarlık, 30 yıllık sivil nükleer iş birliği anlaşması imzalandı. Yönetim bu adımı nükleer silahların yayılmasını önleme standartlarını karşılayan ve hayati bir müttefikle bağları güçlendiren bir zafer olarak görmekte.
İsrail ve ABD Kongresi’nden gelen tepkilerin ardından Başkan Donald Trump, sosyal medya paylaşımıyla anlaşmaya yeni bir koşul ekledi. Anlaşmanın onaylanmasının tamamen Suudi Arabistan’ın İsrail ile Müslüman çoğunluklu ülkeler arasında diplomatik ilişkiler kuran İbrahim Anlaşmaları’na katılmasına bağlı olduğunu açıklaması dikkat çekdi. Trump, krallıkta herhangi bir zenginleştirme yapılmayacağını ifade etse de metinde anlaşmanın Suudi Arabistan’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini geliştirmesine potansiyel olarak katkı sağlayacağı vurgusu ABD ve İsrail yönetim elitlerinde şüpheyle karşılanmakta.
Uluslararası Denetim ve Bölgesel Silahlanma Riski
ABD Enerji Bakanlığı anlaşmanın ikili güvenlik önlemleri içerdiğini bildirse de, Suudi Arabistan'ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (IAEA) daha geniş kapsamlı denetimler gerektiren Ek Protokolü'nü imzalamasının gerekmediği aktarılıyor. Silah Kontrol Birliği'nden Kelsey Davenport anlaşmayı pervasız ve sorumsuz olarak nitelendirirken, John Erath IAEA standart protokollerinin eksikliğinin Suudilerin nükleer silah yeteneğine ulaşmasını engellemek açısından potansiyel bir sorun yaratabileceği savunulmakta. Bu durumun diğer güçlerin uluslararası kısıtlamaları aşması için tehlikeli bir emsal oluşturabileceği belirtiliyor.
İsrail dahil eleştirmenler, anlaşmanın Suudileri nükleer bomba için yüksek dereceli uranyum zenginleştirme seviyesine getirmesinden ve bölgesel bir silahlanma yarışını tetiklemesinden endişe ediyor. Riyad, İran nükleer silah edinmedikçe kendisinin de edinmeyeceğini belirtse de, atılacak adımların Mısır veya Türkiye gibi ülkeleri de aynı yolu izlemeye zorlayabileceğine dikkat çekiliyor.
İran İle Tırmanan Gerilim ve Zamanlama
Anlaşma, Trump yönetiminin İran’a karşı başlattığı topyekün savaş ve nükleer silah edinmesini engellemeye yönelik askeri hamleleriyle aynı zamana denk gelmeside çok ilginç. Yönetim, Suudi Arabistan ile ilişkileri sağlamlaştırarak bölgesel güç dengesini ABD lehine değiştirmeyi düşünmekte. Ancak ABD'nin müttefiklerine nükleer zenginleştirme hakkı tanırken düşmanlarına tanımaması, küresel nükleer anlaşmalar üzerinde baskı oluşturuyor ve İran'ı kendi ortaklarını aramaya teşvik ediyor. Bu durum, benzer ayrıcalıklar talep etmesi beklenen İran ile müzakere yürütmeyi daha da zorlaştırmakta.
Trump'ın Dış Politika Yaklaşımı ve Gelecek Riskleri
Makale, bu hamlenin Trump’ın jeopolitik risklere olan düşkünlüğünü, uluslararası protokolleri hiçe sayma isteğini ve dış politikayı bir kumar gibi yürütme felsefesini simgelediğini ifade etmekte. Trump'ın geleneksel ABD politikalarından kopuşu şu noktalarla örneklendiriliyor:
İran ile nükleer anlaşmayı feshedip askeri çatışma sürecini başlatması,
Filistin konusunda iki devletli çözüm beklentisini zayıflatan sert tutumu,
Suriye'nin terörü destekleyen devlet tanımını kaldırma vaadi,
Suudi Arabistan , Körfez liderleri ve küresel politikalarında tüccar gibi ticari ve ailevi iş ortaklıklarını ön plana çıkarması.
Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Trump destekçileri bu adımları cesur bir liderlik olarak savunurken, eleştirmenler bölgesel dengelerin altüst olduğunu vurgulamakta. Bölgenin gelecekte daha radikal yöneticilerin eline geçebileceği ihtimali ve aktarılan nükleer teknolojinin denetiminin kaybedilme riskinin göz ardı edildiği ifade edilmekte.
Özet değerlendirme CNN yazarı Stephan Colinson makalesinin genel ana fikrini göstermekte.
.png)